Sanat ile bilimin yan yana duruşunu anlayabilmek için sanat, zanaat kavramı ile bilim kavramına bir arada bakmamız gerekli diye düşünüyorum.

Zanaat, yaklaşık sınırları, şekli ve ürünü daha önceden belirli olan bir fiziksel çalışmayı çokça tekrarlamanın sonucu, görüntüde kusursuz yapma işidir. Burada ustalık ön plana çıkar. İyi zanaatkâr olmak için çok ince, hassas bir işçilik gerekir. Bunun için ise yıllar yılı emek birikimi şarttır. Çünkü yapılan iş, artık bedenin bir refleksi haline gelmelidir. Ancak ortaya çıkan maddesel ürünün estetiği, zanaatkâra ait değildir. Zanaatkâra ne yapması, ne kadar yapması daha önceden bir başkası tarafından verilmiştir. Zanaatkâra kalan, el emeği, göz nuru ve ustalıktır. Bunlar zanaatkârlık için azaltıp, küçültemeyeceğimiz kadar önemli kazanımlardır. Zanaat, üretimin en önemli detaylarından biridir.

Sanat, sınırları sanatçının hayal sınırları kadar geniş olan, sınırlanamayan bir dünyada, üretenin kendi eleştirel düşüncesinin sevk ve idaresinde, bakmanın ötesinde “görme”, işitmenin ötesinde “duyma” işidir. Sanatın doğası yaratıcılıktır. Dehası, herkesin baktığı dünyaya bakıp, herkesin görmediğini görebilmektedir. Bu nedenledir ki zanaatkârın ürünü, maldır; sanatçının ürünü eserdir. Eseri ortaya çıkaran ise fotoğraf sanatçısı için mercek değil, merceğin arkasındaki gözdür. Çünkü gören, yorumlayan gözdür. Heykeltıraş için iyi keski değil iyi bir hayal, gördüğünü yorumlamadır, eleştirel görgüdür. Şairin bilgisayarının önemi yoktur. Duygusuyla yorumladığı dünyasıdır yazdığını eser kılan. Bu örnekleri artırabiliriz.Zanaatkârların hayatımızdaki yeri tartışmasız çok önemlidir. Ancak sanatçılarımızın önemi ise vazgeçilemez olmalarıdır. Toplumlar için sanatçıların vazgeçilemezlikleri fiziksel varlıkları değildir. Tabii ki onlarda bedenen fanidirler. Bu tartışmasız gerçektir. En az bunun kadar net başka gerçek ise onların vazgeçilmezliğinin dünyayı farklı gören hayal güçleri ve yaratıcılıklarının dehlizlerindeki sınırsız derinlikte bulunan eleştirel düşünceleridir.

Bilim, akıl yoluyla açıklayabileceğimiz, mutlak doğrunun olmadığı, merakın, hayal gücünün, eleştirel düşüncenin hakim olduğu; değişebilen, dönüşebilen, bakılanın ötesinde görebilmenin, algılayabilmenin hüküm sürdüğü olaylar bütününün tümüdür. Öyle ise bilimde asıl olan hayal edip, merak eden, sorgulayan, düşünceyi eleştirerek bilgiye dönüştüren ve bilgiyi ise katma değeri yüksek teknoloji olarak hayata sokan insanlara ihtiyaç var demektir. İşte bilim ve teknolojinin ayrılmaz bir bütün oluşu bundandır. Sanat ve sanatçıya maddi ve manevi yatırım zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz bundandır. Eğer sanat alanında çocuklarımıza yatırım yapmamış olursak ancak üretimine katılamadıkları ileri teknolojinin tüketicisi olmanın ötesinde en iyi ihtimalle zanaatkârı olan montaj teknisyenlerini yetiştirebiliriz.​

Çocuklarımıza yalnızca matematik ve fen ezberleterek teknoloji üretmelerini beklemek ancak biz yetişkinlerin hayali olmanın ötesine geçemez. Bu durum ise çocuklarımızın geleceğini engellemektir. Oysa yapacağımız en önemli yatırım, gelecek ileri teknolojilerin, yapay zeka süreçlerinin, robotların atası, bugünün sanatla beslenmiş bilimini, matematiğini, fenini kuluçkaya yatırdığı hayallerinde kullanmaya hazırlanan, teknolojiyi yalnızca tüketmeyen, üretimine katılan, dünyada varlığını ürettikleri ile ortaya koyan, böylece özgüveni yüksek olacak çocuklarımızdır.

Sizin ürettiğiniz teknolojik yarınlara ulaşmak için unutmayalım ki:

“Bugün, dünden sonradır ama yarından öncedir.”

Murat KAÇAR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir